Haber Detayı
30 Kasım 2018 - Cuma 10:51 Bu haber 686 kez okundu
 
Albert Einstein Hakkında Bilinmeyenler !
E=MC2 formülü ile zihinlerimize kazınan, fizik alanındaki icatları ile tarihteki önemli bilim adamları arasında başlarda yer alan Albert Einstein’ın hayatı (14 Mart 1879 - 18 Nisan 1955) hakkında oldukça ilginç bilgileri öğrenmek ister misiniz?
YAŞAM Haberi
Albert Einstein Hakkında Bilinmeyenler !

Konuşmaya Çok Geç Başladı

 

7 yaşına kadar konuşmaya isteksiz kalan Einstein çocukluk döneminin sonuna kadar tam olarak konuşamadı. Aslında fiziğe olan koşulsuz bağlılığı, eşi üzerindeki dayatmaları, müziğe olan yeteneği ve diğer faktörler Einstein’da çocukluk döneminde konuşmayı ve davranışları etkileyen otistik spektrum bozukluklarından biri olan Asperger Sendromu olabileceği tartışmalarına yol açmıştır.

Fizikçi Isaac Newton ve Marie Curie; sanatçı Wassily Kandisky ve J.M.W Turner gibi tarihi yeteneklerde de aynı semptomlar görülmüştür. Bundan yola çıkarak ekonomist ve yazar Thomas Sowell “Einstein Sendromu” adı altında, konuşmaya geç başlayan ancak otistik olmayan insanları tanımlayacak bir sözcük uydurdu. Sowell’in fikirlerinin çocuk gelişim uzmanları tarafından nasıl incelendiğinin ve bu “sendromun” çocuklarda bazı alanlarda ortalamanın üzerinde gelişme gösterirken bazı alanlarda yavaş gelişme göstermesine neden olan asenkron gelişmeden farkının ne olduğu ise belirsizliğini koruyor.

Son olarak belki de, büyük düşünür Einstein zengin bir iç yaşama sahip olmasından dolayı veya konuşmaya gerek olmamasından dolayı konuşmamış olabilir.

 

 

Okulunda Gayet Başarılıydı

 

Özellikle “tıkla-beğen-paylaş” şeklinde işleyen internet kültürümüzde ünlü insanlara ironik “gerçekler” yüklemeye bayılıyoruz. Yani Einstein’ın matematikte zorlandığı ve üniversite giriş sınavlarında başarısız olduğu görüşlerinin var olması pek de şaşırtıcı değil. Gerçekte ise fizikte ve matematikte genç yaşta arkadaşları arasından sivrilmişti ve henüz 12 yaşında iken kalkülüs hesabı yapmaya başlamıştı. Ayrıca Yunanca ve Latince ile de arası iyiydi. Öyleyse bu “matematikte başarısızdı” geyiği nerden çıktı? Muhtemelen Einstein’ın öğrenim gördüğü yıllarda değişen not sistemiyle başarılı sayılan “A”nın artık başarısız sayılıp başarısız sayılan “F”nin başarılı sayılması karışıklığa neden olmuştu, tabi bunda, bundan habersiz biyografların da payı büyük.

Einstein gerçekten de üniversiteye giriş sınavlarının ilk bölümünde başarısız olmuştu ancak bunun nedeni bazı koşulları yerine getirmiyor olmasıydı. Genç adam İsviçte Federal Teknoloji Enstitüsü’ne başvurduğunda 15 yaşındaydı ve lise diploması yoktu. Daha da önemlisi birlikte büyüdüğü sert eğitim sistemi ona Fransızca, kimya ve biyoloji alanlarında yeterince altyapı sağlayamamıştı. Buna rağmen matematik ve fizik testlerinde o kadar başarılı oldu ki üniversite, ikincil eğitimini hemen bitirmesi koşuluyla onu kabul etti.

 

 

Hakkında Hiçbir Şey Bilinmeyen Gayrimeşru Bir Kızı Vardı

 

Zürih’te üniversiteye giderken Einstein, daha sonra karısı olan, kendisinden büyük fizik öğrencisi Mileca Marić’e aşık oldu. 19. Yüzyıl Avrupa’sında onlarınki tam bir modern aşk hikayesiydi. Bir süre sonra birbirlerine lakaplar takmaya başladılar: Einstein karısını “Dollie”, Marić ise kocasını “Johnnie” olarak çağırıyordu.

Marić, prestijli bir üniversiteye giden beşinci kadın olduğundan çok dikkat çekici biriydi ancak mezun olduktan yıllar sonra bile Einstein onunla evlenmeyi başaramadı. Çünkü çok yaşlı, Ortodoks bir Sırp olan babası 1902’deki ölümünden hemen önceye kadar bu evliliğe müsaade etmedi.

O yılın başında, Ocak ayında, çiftin Lieserl adında bir kızı oldu. Maric, Novi Sad yakınlarındaki, o zamanlar Macaristan Krallığı’nda (şu an Sırbistan’da)  bulunan babasının evine geri döndü. Doğumu babasının evinde yapan Maric daha sonra bu bebekten arkadaşları dahil kimseye söz etmedi. Şu an kızıl hastalığından öldüğü ya da evlatlık verildiği yönünde yaygın görüşler olsa bile Lieserl’in kaderi bilinmezliğini koruyor.

 

 

Düzensiz Bir Aile Yaşamı Vardı

 

Einstein ve Marić’in paylaştığı yakınlık, yazışmalarından da anladığımız gibi, evlilikleri sırasında devam etmedi. Kendi mektupları, Einstein’ın karısını ihmal eden, kötü muamele gösteren hatta ve hatta karısını aldatan kaba bir zampara olduğunu gösteriyor. Einstein’ın, Marić’i aldattığı metresi ve aynı zamanda kuzeni olan, Elsa ile evlenmeden önce Elsa’nın kızı ile de evlenmeyi düşündüğü biliniyor. Elsa’nın Einstein’ın annesi tarafından birinci ve babası tarafından ikinci kuşak kuzeni olması da aile toplantılarını rahatsız edici ve kafa karıştırıcı hale getiriyordu. Einstein ayrıca daha sonra Elsa’yı da aldattı ancak Elsa bunlara göz yumdu.

Bu sırada ilk eşinden boşanma durumunda hem ilk eşinin hem kendisinin maddi ihtiyaçlarını karşılayamacak olan Einstein, Marić ile bir anlaşma yaptı: Einstein muhtemelen yakın zamanda kazanacağı Nobel ödülünden kazandığı parayı Marić’e ve oğullarına vermek şartıyla boşanabilecekti. Sonunda, beş yıl ayrı yaşadıktan sonra Marić, Einstein’dan 1919 yılında boşandı.  Daha sonra biri şizofren olan iki oğlunun bakımını Marić’e bırakıp ailesinden uzakta bir yaşam sürdü.

 

 

Bir Yılda Parladı

 

1905 yılında üçüncü sınıf bir İsviçre patent ofisinde doktora tezini yazıp müfettişlik yaparken Einstein, dört adet belge yayımlayarak uzay, zaman, kütle ve enerji hakkındaki dönemin çağdaş görüşlerini altüst etti, modern fiziğin gelişmesinde rol oynadı ve bütün bunları sadece dört belge ile yaptı.

Mezuniyetinden sonra Einstein akademik amaçlarla çeşitli okullara başvurdu fakat hepsi tarafından reddedildi. Reddedilme nedeni ise Einstein’ın sürekli derslerini astığı profesör Heinrich Weber’ın kendisine tavsiye mektubu yazmamasıydı. Verdiği kararlar ile Einstein bize adeta zeka ve akıl arasındaki farkı gösteriyordu ancak Einstein bu boş zamanı hayatının dönüm noktası olan dört çalışmasını, “mucizeler yılı”nda yayımlayarak değerlendirdi:

  1.  “Işığın Oluşumu ve Dönüşümü Üzerine Bir Görüş” çalışmasında fotoelektrik etkiyi kuantum teorisi ile açıkladı (bu sayede Nobel Ödülü’nü kazandı).
  2.  “Durağan Bir Sıvı İçindeki Asıltı Parçacıklarının Moleküler Kinetik Kuramı Çerçevesindeki Hareketleri Üzerine” ile atomun varlığını deneysel olarak kanıtladı.
  3.  “Devingen Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine” çalışmasında özel görelilik kavramını açıklamıştır.
  4.  “Bir Cismin Eylemsizliği Enerji İçeriğine Bağlı mıdır?” çalışmasında izafiyet teorisinden bir tür kütle çekim denklemi olan E = mc‘e nasıl ulaştığını açıklamıştır.

 

 

Rehine Anlaşmasında Aracılık Etti

 

Einstein kendi yaşamı söz konusu olsa bile pasifizmini ve barışçıllığını korumayı amaçlıyordu. 1914 yılında Einstein ve üç arkadaşı büyük bir cesaret örneği göstererek dönemin imparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı’ndaki tutumu ve militarizmini protesto eden bir bildiri yayımladı. Dörtlü, bu bildiriyi hükümet destekli bir manifesto olan, Almanya’nın Belçika’yı işgalini öven ve 100 ünlü Alman entelektüel tarafından imzalanan “Medeni Dünyaya Manifesto”ya karşı yayımladı. İş arkadaşlarının aksini yapması karşılığında rüşvet verdiği Einstein tüm bunları reddetti.

Savaşın ardında Almanya harap, borç içinde ve ayaklanmalar yaşanan bir ülkeye döndü. Bu kaos sırasında Berlin Üniversitesi’ndeki birkaç radikal öğrenci, üniversite rektörünü ve bazı profesörleri rehin aldı. Polisin bu olayı nasıl çözeceğine dair kimsenin kafasında bir fikir yoktu ancak rehin alınan profesörler ve rehin alan öğrenciler Einstein’a saygı duymaktaydı. Böylece Einstein ve Max Born (Almanya doğumlu kuantum mekaniklerinin öncüsü bilim adamı) kendilerini bir rehine kurtarma operasyonunun ortasında buldu. Einstein yıllar sonra bu olaydan bahsederken, kendilerinin de rehin alınma olasılığını düşünmeyip nasıl aptallık ettiklerini anlattı.

 

 

Nobel Ödülünü İzafiyet Teorisi Sayesinde Almadı

 

Diğer bilimsel devrimler gibi Einstein’ın çığır açan özel görelilik kavramı da kendiliğinden ortaya çıkmadı. Kendinden önceki Henri Poincaré, Hendrik Lorentz gibi bilim adamlarının çalışmalarını yeni, birleşik bir teoride toplaması ve bununla birlikte Newtoncu fizik ve Clerk Maxwell’in ışık teorisi arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırması dahiceydi.

Einstein’ın 1916 yılında yayınladığı genel görelilik kavramı, yerçekimi ve ivmeyi de işin içine katıp özel göreliliği tamamlayarak uzay zaman ilişkisinin de kapılarını açtı. Ancak maalesef Einstein’ın “yerçekimi üzerindeki merceklenme etkisi” çalışmasının kanıtlanması yıllar sürdü. Astronomlar 1919 yılındaki Güneş tutulmasını gözlemledikten sonra yıldız ışıklarının kırıldığını onayladı. Bu olay Einstein’ın giderek ünlenmesini sağladı. Buna rağmen Einstein’ın Nobel Ödülü’nü kazanması için üç yıl daha gerekti. Nihayet 1922 yılında “1921 Nobel Ödülü” ile ödüllendirildi.

Einstein bu ödülü “fotoelektrik etkisi kanununun keşfi” sayesinde kazandı. Fotoelektrik etki, elektrik yüklü parçacıkların (iyonlar ya da elektronların) elektromanyetik ışınımları emen bir materyalden serbest bırakılması anlamına geliyordu. Einstein’ın bu alandaki kritik çalışmaları ışığın dalga parçacık ikiliği hakkında sorulan kafa karıştırıcı soruları da çözdü. Bu çalışmalarına rağmen Einstein’ın açılış konuşması daha çok genel görelilik kavramı ve nerdeyse on yıl uğraştığı fakat önemi on yıllar sonra bile anlaşılamayan bir problem hakkındaydı.

 

 

Buzdolabının Keşfinde Rol Oynadı

 

1920’lerdeki evler, borulardaki gaz ve tablolardaki arsenikten daha fazla ölümcül madde barındırıyordu. Bu durum geleneksel buz kutularından (içinde buz olan tahta bir kutu), “bazen” metil klorür, amonyak ya da sülfür sızdıran, bahtsız ev sahiplerini zehirleyen “daha az” tehlikeli elektrikli buzdolaplarına geçişi uygun kıldı.

Böyle bir olaydan esinlenen Einstein, 1926 yılında  “absorpsiyon buzdolabı” adını verdiği sadece amonyak, bütan, su ve pompa için de bir ısıtıcı barındıran cihaz için Macar fizikçi Léo Szilàrd ile birlikte çalıştı. 1930 patentini aldıkları cihaz, sıvı maddelerin düşük atmosferik basınçlarda düşük sıcaklıkta kaynaması prensibine dayanıyordu. Bütan rezervuarının üstünde bulunan borulardaki basınç düştükçe bütan kaynayacak, çevresindeki ısıyı da belirli bir yönde hareket ettirerek buzdolabı içindeki sıcaklığı düşürecekti.

Einstein ve Szilàrd’ın buzdolapları, daha etkili rakipleri ve daha tehlikeli soğutucu sıvılara sahip, ozon tabakası için olmasa da insanlar için daha güvenli bir kompresörü barındıran kloroflorokarbonların tanıtılması ile yenilgiye uğradı.

 

 

Kendisine İsrail Cumhurbaşkanlığı Önerilmişti

 

Einstein öncelikli olarak fizik alanında çalışmalar yapsa da, siyasi görüşleri de bilimsel çalışmaları kadar ünlenmişti. Buna rağmen onun görüşleri çoğu kişinin anlayamayacağı kadar karmaşıktı.

Einstein, Nazi zulmüne karşı koyması haricinde hayatı boyunca pasifistti. Hatta Nazi Almanya’sındaki bilim adamlarının bir bomba üretebilecek nükleer zincir reaksiyonları üzerinde çalıştıklarından şüphelendiğinde ABD başkanı Roosevelt’e bir uyarı mektubu yazıp ABD’yi bu alanda kendi çalışmalarını yapmaya çağırdı. Bu mektup Manhattan Projesine katkıda bulunmuş olsa da Einstein davet edilmedi. ABD hükümeti NAACP gibi kuruluşlara üye olması nedeniyle Einstein’ın bir güvenlik riski taşıdığını düşünüyordu. Buna rağmen E= mc2  denklemi ABD’nin ilk atom bombasını yapmasında büyük rol oynadı. Einstein ayrıca bazı el yazmalarını açık arttırma ile satarak müttefiklere savaşta yardımcı oldu ve savaştan sonra da hidrojen bombalarının yapımına karşı mücadele etti.

1952 yılında İsrail başbakanı Ben-Gurion Einstein’a yeni kurulmuş İsrail devletinde cumhurbaşkanlığı teklif etti. Einstein bu teklifi ilerleyen yaşı ve asıl amacı olan bilimi gerekçe göstererek kibarca reddetti.

 

 

Beyni ve Gözleri Çalındı

 

Einstein, mezarının bir tür türbe haline getirilmesini önleme amacıyla, vücudunun yakılmasını ve küllerinin havaya saçılmasını istemişti ancak patolog Dr. Thomas Harvey, 18 Nisan 1955 tarihinde Princeton morgundan çıkarken Einstein’ın 1.2 kilogram olan beynini “Tarihin en büyük dahilerinden birinin beyni” çalışmasında kullanmak üzere izin almadan beraberinde götürdü. Ayrıca merhum bilim adamının gözlerini de çıkarıp Einstein’ın göz doktoru Henry Adams’a verdi. Einstein beyni ve gözleri bugüne kadar New York’da bir kutuda saklandı.

Harvey ilk olarak Einstein’ın beyninin dilimlerini kavanozlara koyup kendi dairesinde saklamıştı, sonra tıbbi lisansını kaybeden Harvey evinden taşınırken beyin parçalarını da bir bira soğutucusuna koydu, son olarak bu beyin kavanozları bir muhabirin arabasının arka koltuğunda seyahat etti. Anlaşılan Harvey’in amacı bu beyni inceleyip Einstein’ı neyin çok zeki yaptığını anlamaktı ancak 43 yıl içinde bunu asla yapamadı, bunun nedeni beynin çok hareket edip hasar görmesi ve Harvey’in bu konuda tecrübesiz ve maddi açıdan yetersiz olması olabilir. Eninde sonunda Harvey beynin büyük bölümünü Princeton’a geri getirerek Einstein’ın beyninin bu büyük yolculuğunu sonlandırdı.

 

Kaynak: Editör: Selma Buyruk
Etiketler: Albert, Einstein, Hakkında, Bilinmeyenler, !,
Yorumlar
Haber Yazılımı